Burada sözlerime başlarken aklıma gelen ilk düşünceyi paylaşmak isterim: İlişkide karşılıklı muhatabımız her kimse, nasıl başladıysa, ne kadar sürdüyse, kan bağı, can bağı, bakım alan-veren, sevgili ya da eş ilişkisi her kiminle kuruluyorsa liste uzayıp gider ancak sonuçta her ilişki biraz zordur.
Burada tek başına eş ya da sevgili ilişkisini vurgulamayacağız. Mesele muhatap olunan insan ile bağımız bize iyi geliyor mu, yoksa ilişkiyi sürdürme çabasını yük gibi hissediyor muyuz? Başka biçimde de sorabiliriz aslında; ilişkilerimiz mi yoruluyor, yoksa biz mi yorgunuz?
Yanıtımız da belli, hepsi birarada oluyor, bazen tek taraflı, bazen de karşılıklı yoruluyoruz. Hayatın kendisinden çoğunlukla keyif almak ya da zorluklarla mücadele etme biçimimizi ilişkilerimiz çok etkiliyor, hele de menopozda isek… Menopoz öncesi yaşam mücadelemizin çok daha zor olduğu mutlak, mühim olan yaş alma sürecinde kendimiz ve etrafımızdaki insanlarla etkileşimimiz bizi nasıl etkiliyor sorusudur.
Çok önemli ve özel bir kavram olan kadının ‘yeniden doğuşu’ hali yaşam felsefemizi tekrar gözden geçirmemizi sağlıyorsa anlamlıdır. Hep verici olduğumuz sonsuz fedakarlık ilişkilerimizde alma-verme dengesi aleyhimize dönüyorsa o ilişkide zarar gördüğümüz anlamına gelir. Büyüklerimizin yaşlanması ve özel ilgi gereksinimi bu dönemin önemli konusudur. Ne yazık ki insanların çoğu hele de gençlik dönemlerinden bu yana biraz talepkar, biraz huysuz ve isteklerinde de biraz bencil ise yaşlandıklarında bakım alma dönemine geldiklerinde negatif duygu ve huyları daha da keskinleşiyor. Bakım verenin yaşamdan aldığı keyfi olumsuz etkileyen hatta istatistik olarak bakım alandan daha fazla ömrünü törpüleyip kısaltan bir perioda menopoz döneminde çoğumuz maruz kalırız. Zaman zaman yaşlılarımızın uyumlu davranışı ile, çoğu zaman da biraz onları zorlayarak bakımlarında destek almayı başarıyoruz. Ancak ‘zor yaşlı ebeveyn’ pek çoğumuzun maruz kaldığı bir zorluktur ve onlar da biz de perişan olabiliriz. Ağırlaşan kronik hastalıklar ve özellikle bilişsel fonksiyon kaybı olan ebeveynlerimize bakımda destek ihtiyacı mutlaktır. Bize sonsuz emeği geçen, çok fedakar ve mutlu aile kavramını oluşturabilmiş ebeveynlerin yanısıra çocukluğumuzdan itibaren zorlayıcı ailelerde büyümüş olabilen bizler her koşulda ebeveynlerimize özen göstermek ve fiziksel ve ruhsal olarak onları en iyi konumda tutmak isteriz, çünkü evlat vicdanı olarak niteleyebileceğimiz felsefe çok insani ve çok merhamet barındıran ve bizi iyi bakım verebildiğimizde çok mutlu eden bir duygudur. Ne yazık ki çocuğun ve yaşlının belki de çok da istemli olmayan bencilliği insana aittir. Burada sınırların doğru çizilmesi menopozun iyilik hali için zorunlu ancak bir o kadar da zordur.
Çocuklarımız için de benzer bir ilişki biçiminde isek onları yaşama hazırlamak için sonsuz fedakarlık etmek ve sorumluluklarını almayı geciktirmek en çok onlara zarar verir. Yaşamda rollerin belirlenmesinde bu dönemden başlayarak doğru bir strateji kurmak evlatlarımızla adil bir ilişki kurmak için çok yaşamsal bir gerçektir.
Arkadaş, dost, iş ilişkileri de bu kavramsallık içinde değerlendirilmeli ve temelde ‘zarar görmemek’ için sınırları iyi belirlemek gerekiyor. Dünyanın hepimizin üzerindeki malum yükü, başkasını sonsuz memnun etmek, ilişkilerde hep kendimizden vermek, gereksiz sorumluluk, fazlaca fedakarlık, hep verme hali çok yorucudur ve bir noktada alınan yükün altında ezilmeyi getirecektir.
Sevgili ve eş ilişkisinde karşılıklı mutluluk, memnuniyet, güven, sorumluluk paylaşma, sorunları kolay çözebilme, iyi bir seks yaşamının devamı ve ruhsal ve bedensel olarak ‘iyi bir dokunmanın’ devamı ilişkiyi güzelleştirebilir. Aksi halde karşılıklı olarak yıpranırız. Hele ebeveynlerimiz ve çocuklarımızın bakımı ve gelecek planlamasında eş fikirle hareket etmiyorsak, sorumluluk paylaşamıyorsak ve sorunları kavga ile çözmeye çalışıyorsak anlamsız sorunlar bile büyük meseleler haline gelecektir. Burada devam eden ve karşılıklı çaba ve memnuniyet esası ile giden iyi bir cinsel yaşamın etkisi herşeyden önemli olabilir.
Yaşamımızdaki tüm insanları düşündüğümüzde hayal kırıklığına uğradığımız her ilişkide öfke yaşarız ve bu duygunun sonuçları mutsuzluğu doğurur, bu duygu da hiçbirimize iyi gelmeyecektir. Ertelediğimiz bütün duygular bir noktada karşımıza çıkar ve gittikçe büyüyen öfke, başlangıç nedeninden çok daha büyük sonuçlar doğurur. Ertelediklerimizin karşımıza çıktığı menopoz döneminde zamanlama manidardır, çünkü hayatımızı sorgulamaya başlarız. Herkesi herşeye rağmen hayatımızda tutmak zorunda değiliz, ne yazık ki aile ilişkilerimiz dahil sınır koymak bazen en doğru seçim olabilir.
Peki hepimiz çözüme açık davranıyor muyuz ya da yaşadıklarımızı bir akışa mı bırakıyoruz? Kadınların pek çoğu akışa bırakıyor aslında ve sorunlar yavaş yavaş büyümeye devam ediyor. Karşılıklı ilişkilerde sorunları azaltabilmek ve hatta tamamen çözebilmek, sadece karşımızdaki insanları anlamaktan geçmez, bu çaba eğer çok büyükse yine fazla fedakarlığın yaşandığı bir ilişki biçimindeyiz demektir. En başta ve öncelikle kendimizi anlamak, menopoz sonrası yaşamımızı daha mutlu kılabilmek için ihtiyaçlarımızı doğru belirlemek, bize ait olumsuz ve uyumsuz sayılabilecek davranış paternlerini de anlamamız gerekir. Bu yaşa kadar katı biçimde yerleşmiş ve bizi doğallıkla aynı olumsuz iletişime sevkeden paternleri değiştirmek çok da kolay değildir. Kişisel çabamız yanısıra yaşam biçimi değişiklerini öncelemek ve ihtiyacımız varsa bilişsel davranış terapilerinden yararlanmak en doğru yoldur.
‘Alma verme dengesi’ yaradılışımızda ilişkilerin temelini oluşturur. Menopozun sadeliği ve gençliğin verdiği ağır yüklerin azaldığı bu dönemi güzelleştirmek için verdiğimiz çaba illa ki bir yere varacak ve iç huzurumuz bizi kalmak istediğimiz ilişkilerde doğru bir konumlama ile tutacak, aksine kalmak istemiyorsak uzaklaştıracaktır. Tek gerçek şudur, eğer biz kendi elimizden tutmuyorsak başkalarından bunu beklemek beyhudedir. Aslolan sizsiniz, kendinizi unutmayınız ki etrafınızdakiler de bu gücü görebilsin…
Çok sevgilerimle..
Kadın sağlığı bir yolculuk; gençlikten menopoza, her adımda yanınızdayız.
Çünkü sağlık, her kadının en doğal hakkıdır.